6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/9. maddesi, “kötüniyetle yapılan marka başvurularının itiraz üzerine reddedileceğini” düzenlemektedir. Ayrıca, aynı Kanun’un 25. maddesi uyarınca, kötüniyetle yapılan tesciller hükümsüzlük sebebi teşkil eder. Bu hükümler uyarınca kötüniyet, marka hukukunda hem başvuru aşamasında hem de tescil sonrasında dikkate alınan önemli bir hukuka aykırılık nedenidir.
Kötüniyet, başvuru sahibinin markayı tescil ettirirken dürüst ticari uygulamalara aykırı biçimde hareket etmesi, başkalarının emek ve itibarından haksız yarar sağlamayı amaçlaması ya da gerçek bir kullanım niyeti olmaksızın, engelleme veya pazarlık amacıyla başvuru yapması hâllerinde söz konusu olur.
Kötüniyetin varlığı soyut iddialarla değil, her türlü delille ispatlanabilecek somut olgularla ortaya konulmalıdır. Bu kapsamda, taraflar arasındaki ticari ilişki, markanın başvuru tarihinden önceki kullanım biçimi, başvuranın markayı bilip bilmediği, başvurunun yapılma amacı ve sürece ilişkin davranışları birlikte değerlendirilir.
Yargıtay 11. H.D. 2020/1773 E., 2021/1964 sayılı kararında, davalıya ait marka başvurusunun kötüniyetli olduğu yönündeki iddianın değerlendirmesinde, “Davacının Türkiye’de tescilli bir markası bulunmamaktadır. Öte yandan davacının “Hum Hum”, Romba” ve “Dance Mor” markalarını ya da buna benzer işaretleri Türkiye’de markasal etki yaratacak şekilde kullandığına dair bilgi ve belge sunulmadığı gibi, davacı adına yurt dışında tescilli markaların Türkiye’de bilinirliğinin ispatlanamadığı da mahkemenin kabulünde, davalının kötüniyetli olarak Türkiye’de markalarını tescil ettirdiğine dair herhangi bir kanıt sunmadığı, markaların ülkeselliği prensibi uyarınca davacının markalarının sırf yurt dışında tescilli olmasının davalının kötüniyetini ispata yeter olmadığı…” gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA karar vermiştir.
Bu kararın ışığında, kötü niyetli marka başvurusu iddiasıyla bir hükümsüzlük davası açmadan önce, elimizde gerçekten de davalının kötü niyetini Mahkeme nezdinde ispat etmeye yetecek nitelikte delil bulunup bulunmadığının irdelenmesi büyük bir önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, her somut olayda, başvuru sahibinin niyetine ve davranışlarına ilişkin Mahkeme nezdinde ispata yetecek nitelikte delillerin ortaya konulması, kötüniyet iddiasının başarıyla ileri sürülebilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

